30 Temmuz 2013 Salı

ŞEKER KUTUSU VE 9 AYLIK BEBEK İÇİN EK BESİN


MALZEMELER
A4 fon karton
Makas
Kurdele
Delgeç

Yapımı oldukça kolay ve keyifli bir şeker kutusu yaptım bu akşam. Ne kadar vaktimi aldı dersem beş dakikayı geçmedi. Üstelik alet edavat da gerekmiyor.  İçine şekerler koyup sevdiklerinize  veya etrafınızdaki çocuklara hediye edebileceğiniz sevimli bir kutucuk.
Son aşamada köşeleri delgeçle delip kurdele geçirdim.Fotoğraflarla detaylı bir şekilde anlatmaya çalıştım. Fakat yine Selim engeline takıldım J Bu nedenle kesim aşamasında biraz sıkıntı yaşadım. Bazı yerleri aceleden yamuk kestiğimi fark ettim :) Siz cetvel kullanırsanız daha düzgün çizimler elde edebilirsiniz. Benim elimde cetvel ve keski aleti yoktu ama en kısa zamanda temin edeceğim. Çünkü bu kutu yapma işini çok sevdim. Kutucuklarınızın içini rengarenk şekerlerle doldurup etrafınızdaki çocuklara ve hala içindeki çocuğu yaşatanlara armağan edebilirsiniz.






Ek besine başlayan annelere fikir olması açısından bundan sonra Selim’e hazırladığım yemeklerden de paylaşmaya karar verdim. Beşinci aydan itibaren mamalarını kendim hazırlamaya özen gösterdim. Her öğüne ayrı ve taze mamalar hazırladım, hala da keyifle hazırlamaya devam ediyorum. Küçük porsiyonlar pişirmek ayrı bir keyif haline dönüştü benim için.

Selim şuan dokuz aylık ve püreden biraz daha katıya doğru geçmeye başladık. Altlı üstlü dört tane baldo pirinç kıvamında dişleri var oğlumun. Bugün ki yemeğimizin tarifi şöyle:
4-5 adet taze fasulye
Bir avuç bezelye
1 adet orta boy havuç
Bunları az miktar suyla haşladım. Başka bir yerde de arpa şehriyeyi az bir yağda kavurdum üzerine az bir miktarda su ekleyip pilav gibi pişirdim.
Sebzeler piştikten sonra kendi suyuyla rondoda püre haline getirdim. Pürenin kıvamını kendi bebeğinizin durumuna göre ayarlamak sizin elinizde.


İçine haşlanmış şehriyeleri ekledim. Bir tutam kuru nane ve birazcık tuzu da ekleyip yedirdim. Hoşuna gitti. Umarım sizin bebelerin de hoşuna gider :) Afiyet olsun.

29 Temmuz 2013 Pazartesi

BADEMLİ KURABİYE VE CUPCAKE KUTUSU


Yağmurlu bir Berlin sabahına uyandık bugün. Yağmur dediğime bakmayın bunaltıcı bir sıcak var havada bir de nem… Hafta sonu da sıcaktan dışarı çıkamadık. Daha önce oldu mu bilmiyorum hava 38 dereceydi. Dereceye bakana kadar ben de inanmamıştım. İçimden geçirdim: Adana sıcaklarına hoş geldiniz diye J Hal bu olunca evde vakit geçirecek meşgaleler lazım oldu. Ben de yeni merakım olan kutu yapımıyla meşgul oldum. Çok zevkli gidiyor bu aralar. Taslak çiz, kes, yapıştır… Çok eğlenceli bir uğraş. Artık pasta ya da kurabiye götürürken eşe dosta kendi hazırladığım kutuların içinde hediye edebilirim. İnsanın bir şeyler üretebilmesi inanılmaz bir duygu.


Bir de royal icing ile kaplanmaya uygun kurabiye tarifi aradım internette. Bir tanesini denedim. Her şeyi harfi harfine yaptım ama istenilen kıvamı yakalayamadım. Bazen olmayınca olmuyor. Karşılaştığım sorun hamurun kırılgan olmasıydı. Kalıpla kesiliyor; ama kesilen kurabiyeyi tepsiye yerleştirmek için elime aldığımda kırılıyor. Epey uğraştım olmadı L
Ben de malzemeler ziyan olmasın diye aynı hamuru bademli kurabiyeye çevirdim. Aslında fındıklı yapacaktım da evde fındık yoktu. Lezzeti muhteşemdi öyleki ev hala kurabiye kokuyor. Kıtır kıtır ve bir ısırıkta hemen ağızda dağılıyor.


MALZEMELER
250 g katı yağ oda sıcaklığında
2 yumurta oda sıcaklığında
1 tatlı kaşığı vanilya yağı
250 g pudra şekeri
350 g un ve yoğurmak için bir miktar daha
1 çay kaşığı karbonat

HAZIRLANIŞI
Margarini mikserle bir dakika eriyene dek çırpın.
İçine elenmiş pudra şekerini ekleyip orta ayarda krema kıvamına gelene dek çırpmaya devam edin. Dilerseniz elle de yoğurabilirsiniz.
Vanilya özütünü ekleyin,yumurtaları tek tek ekleyip çırpın.
Unu ve kabartma tozunu eleyerek ve  azar azar ekleyerek çırpmaya devam edin.
Hamuru tezgahın üzerine alın. Eline yapışmayacak kıvama gelene dek un ekleyerek yoğurun.
Sonra hamuru toparlayıp buzdolabı poşetine koyup buz dolabında yarım saat bekletin.
Çıkardıktan sonra gelişigüzel büyüklükte parçalar koparın hamurdan ve avucunuzda yuvarlayıp fırın tepsisine dizin.
Üzerini badem, fıstık, fındık artık evinizde ne varsa onunla süsleyin. Ya da sade bırakın. Ben çok azını bademli yaptım. Afiyet olsun.






28 Temmuz 2013 Pazar

IZGARA KÖFTE


 MALZEMELER
500 g yağsız dana kıyma
Tuz, karabiber

HAZIRLANIŞI
Kıymayı bir kabın içinde tuz ve karabiberle 3-4 dakika güzelce yoğurun. En az iki saat ağzı kapalı bir kabın içinde buzdolabında bekletin. Dolaptan çıkardıktan sonra dilediğiniz büyüklükte parçalar alarak yuvarlayın. Izgarada ya da tost makinasında kendi yağıyla pişirin. Ben tost ızgaram olmadığı için tost makinasında pişirdim. Yanına da kırmızı biberleri yıkayıp kuruladıktan sonra pişirip servis yaptım.
Tarifin kolaylığı sizi yanıltmasın. Şöyle ki; ben bu tarifi uygulayana kadar doğru düzgün köfte yapamazdım. Yaptığım bütün köfteler nerede pişirirsem pişireyim dağılır paramparça olurdu. Bu tarifi defalarca denedim ve hiç birinde olumsuz bir manzarayla karşılaşmadım.
İşin sırrı köftenin iyice yoğurulması ve dolapta uzun süre beklemesinde yatıyor. Ha tabi diğer bir güzel tarafı da içinde yumurta olmaması.
Lezzetine doyum olmayan aynı zamanda çok pratik bir yemek. Afiyet olsun.


26 Temmuz 2013 Cuma

FON KARTONUNDAN MİNİK KUTU YAPIMI



 Herkese günaydın;
Bugün mutfaktan çıkıp biraz keyifli el işi faaliyetine giriyoruz. Bu aralar bende karton kutu merakı hasıl oldu. Nereden çıktığı sorusuna cevabım : Selim… olacak J Yine mi Selim demeyin. Bizim paşazedemiz bir sürü oyuncak arasından hep gidip kutuları seçiyor oynamak için. Oyuncaklar bir kenarda bekliyor. İlla da kutu olacak. Gerçi kağıt, dergi, gazeteye de aynı ilgiyi gösteriyor. Babasının projesinden midir nedir selüloza karşı ayrı bir ilgisi var…
 Tabi Berlin’deki hediyeleşme kültürünün de çok etkisi oldu karton kutu merakıma. Kağıttan hediye torbalar, kartondan çeşit çeşit renk renk kutular…
Hediyeleşmeye  daha doğrusu hediyenin ambalajına ayrı bir önem veriliyor burada. Bu durum ülkelerin ekonomik durumuyla da yakından alakalı tabi ki.
Neyse uzatmadan fon kartonundan hediye kutusu yapmaya başlayalım. Ben yaptığım kutuyu takılarımı koymak için kullanmayı planladım.
Sarı renkli kağıtta kutunun taslağını çizdim. Elimden geldiğince açık bir şekilde fotoğraflamaya çalıştım yapım aşamalarını. Hadi bakalım kolay gelsin. Umarım işinize yarar bir yayın olmuştur. Sevgiler…



 







25 Temmuz 2013 Perşembe

ZOO-BERLİN HAYVANAT BAHÇESİ BÖLÜM 1

Günlerden Pazar, geçen hafta… Uykusuz bir geceden sonra balon gibi şiş gözlerle güne başlamışız. Vakit her zamanki gibi sabahın körü. Oruçluk da var üstelik. Daha önce bahsettim mi bilmiyorum Berlin’de Pazar günleri açık bir yer bulmak mümkün değil. Sadece cafeler ve fırınlar açık. Yani vakit geçirilecek mekanlar değil bu aralar böyle yerler. Evde de vakit geçmiyor, iftara kadar dön dur evin içinde…
İki yıldır hayvanat bahçesine gitmek istiyordum. Bu güne kadar hep bir bahaneyle gidilememişti. Eşim de bu isteğimi bildiği için doğum günü hediyelerinden birini bu yönde değerlendirmiş. Bana hayvanat bahçesi için sınırsız giriş hakkına sahip kart çıkarttırmış. ‘’babycard’’ … Bebekli ailelere özel olarak tasarlanmış bu kartın özelliği bebeğinle birlikte dilediğin kadar gidebiliyor olman ve sıra kuyruğunda beklememen. Tabi bebekler bir yaşına gelene kadar geçerli.

Neyse biz ani bir kararla hazırlandık çıktık. Selim de hayvanlarla tanışsın istedik. Ama Selim ne yaptı? Tam giriş kapısına yaklaşmıştık ki uyudu. Geri çıkmaya yakın uyandı J
Hava, Adana sıcağını aratmıyordu. Bahçe gez gez bitecek gibi değil. Gelmişiz gezmeden gitmek olmaz. Başladık bir kenardan. Girişte bizi su aygırları ve hemen ilerisinde filler karşıladı. Bu hayvanları ilk kez görmenin değişik bir hissine kapıldım. Su aygırlarının fotoğrafını çekerken küçük bir çocuk geldi makinanın önüne oturdu. Fotoğrafını çekmemi istedi. Şaşırdım nedense… Niye şaşırdığıma da şaşırdım şuan… Daha yolun beşte birindeyken biz bitap düşünce sadece bir bölümünü gezebildik bahçenin. Uygun bir zamanda tamamlamayı ümit ediyorum.
Faregiller gibi kemirgenler için yer altında karanlık yapay bir mağara oluşturulmuş. Yollar minik spot lambalarla aydınlatılıyor. Çok havasız ve pis bir kokuyla baş etmek zorundasın eğer orayı gezmek istiyorsan.
Dağ keçileri için yapay bir dağ oluşturulmuş. Ördekler için yapay göl. Maymunlar için yapay tırmanma platformu. Her şey yapay yani…

Hayvanların barınaklarını, hallerini gördüm onlara diyecek sözüm yok. Sözüm o hayvanlara bakmakla yükümlü olanlara. Hayvan hakları konusuna girip sözü uzatma  niyetinde değilim baştan belirteyim de.
Fakat ortada ters giden bir şeyler vardı sanki. Rahatsız edici gizli bir şeyler. Ne olduğunu hala anlamış değilim. Ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim : hayvanlar çok mutsuz… Tamam doğal ortamından koparılmış esir alınmışsın. Acayip acayip yaratıklarla – ki bunlar bizler oluyoruz-  çevrilmişsin. Bilmediğin bir iklimi yaşıyorsun. Bunları çoğaltabiliriz; ama ben burada bitirmek istiyorum. Hele o aslanın hali. Fotoğraflara dikkatle bakarsınız göreceksiniz ne kadar mutsuz ve çaresiz olduğunu. O zaman anlayacaksınız ne demek istediğimi.
Demek istediğim ben Türkiye’de de hayvanat bahçesine gitmiştim. Orada gördüklerim mutsuz değil üstelik daha canlı ve kıpır kıpırdı. Evin en küçük çocuğu gibi şımarık desem kim ne diyebilir… Gerçi Avrupa insanı da çok mutlu değil ya. Şimdi fark ettim de. Havasından mı suyundan mı?
Tabi güzel manzaralarla da karşılaşmadık değil.
Bir diğeri; aileler dilerse çocuklarını açık alanda çocuk eğitmenlerine bırakabiliyor. Eğitmenler onlara kitaptan hikayeler okuyor çocuklar da güzelce dinliyorlar.
Bir de küçük çocuklar yorulmasın diye bir halatla çekilen  küçük el arabasına benzer tekerlekli çekiciler girişte park halinde bekliyor.
Detaylı bilgi için aşağıdaki linkleri tıklayabilirsiniz. Şimdi benim gözünden seyir zamanı…













































































http://tr.wikipedia.org/wiki/Berlin_Zoolojik_Bah%C3%A7esi

http://www.zoo-berlin.de/zoo/besuch-tickets/eintrittspreise/babycard.html

http://www.zoo-berlin.de/




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...