13 Eylül 2017 Çarşamba

GÖKÇEADA, UĞURLU KÖYÜ


                  


Uzun süredir gitmeyi planladığımız bir gezi planı vardı. Çanakkale!... Günübirlik gitme mesafesinde olduğu için nasıl olsa bir hafta sonu gideriz diye ertelemiştik. Bayram tatilinin de uzatılmasıyla ailece gitmeye karar verdik. Bayramda İstanbul’da olacağımız için İstanbul üzerinden gitmeye tek araba gitmek en uygunu olacaktı.


Sabah saat 5’te yola çıktık. Hazır çocuklar da uyuyorken hiç mola vermeden üç buçuk saatte Eceabat’a ulaştık. Orada önceden rezervasyon yaptırdığımız şehitlik turu için bekledik. Şehitlik turumuz için ayrı bir yayın yapacağım. Akşam üzeri Kabatepe’den vapurla Gökçeada’ya gittik. Vapur yolculuğu yaklaşık bir buçuk saat sürdü.


Gökçeada’da mutfak alışverişi yapıp Uğurlu Köyü’ne doğru yaklaşık 40 dakikalık bir yolculuk geçirdik. Eşimin ailesi her sene birkaç günlüğüne de olsa gidiyordu bu köye, bu kez hep birlikte gittik. Orada 3 günlük bir pansiyon kiraladık. Ama 3 gün yetmedi kimseye. Cennetten bir köşeydi sanki.


Uğurlu köyünün halkı, vakti zamanında Burdur ve Muğla’dan göçüp yerleşmiş buraya. Orada yaşayanların geneli evlerini pansiyona açmış. O kadar sıcak, o kadar samimi insanlar ki sohbete doyamadım. Sokağa çık konuş. Herkeste bir tanınmışlık hissi var. Sanki ilk defa değil de önceden tanışıyormuşuz gibi, aileden biri gibiydi herkes. Orada yaşayan köylüler sokakların duvarına meyvelerini, sebzelerini serip güneşte kurutuyordu. Özel mülkiyet kavramı yok gibi burada, herkes her ağaçtan meyve koparıp yiyebiliyordu


Ev yapımı reçeller, turşular, zeytinyağları, bahçelerden toplanan meyve ve sebzelerden oluşan küçücük bir çarşısı vardı, birkaç tane bakkal, iki kasap ve iki kahvehane… Bu kadar dükkan yaşamak için yetiyormuş aslında. Şimdi düşündüm de şehirlerdeki avm’lerin insanın üstüne üstüne gelen yoğun ve aslında gereksiz malzemelerle dolu olması ne garip…


Kaldığımız pansiyonun önünde incir ağaçları vardı. Pansiyon sahibi dikmiş ağaçları ama izinsiz bir şekilde sokaktan geçen herkes dilediği kadar incir yiyebiliyordu. Pazarda, markette satılan incirle hiç alakası olmayan lezzet harikası bu incirlerin tadı hala damağımda…




İki günlük uykusuzluk ve yorucu bir gezi turundan sonra sabah o kadar dinç o kadar huzurla uyandım ki. Kendimi bu kadar sağlıklı ve enerjik hissettiğimi hatırlamıyorum. Ne kadar koştursan da yorulamıyordu burada insan. Yorgunluk neydi unuttum ben orada.




Havası mükemmel denecek kadar temizdi. Sabah erkenden fırına gidip sıcacık köy ekmeği almak, yan komşudan her gün taze tavuk yumurtasıyla kahvaltı yapmak, günlük inek sütü getiren teyzenin güler yüzü… Hayat burada bambaşkaydı. Gerçekten yaşıyormuşum deyip şükürler ettiğim dolu dolu 3 gün yaşadım.  




Pansiyonun önündeki sokakta Selim, horoz, tavuk ve kedilerle oyunlar oynadı. Diğer misafirlerin çocuklarıyla toza toprağa bulanıp çocukluğunu yaşadı çok şükür. 


Öğleden sonraları Türkiye’nin en batı ucu diye bilinen Gizli Liman sahilinde denize girdik. İncecik kumdan oluşan kumsalı ve çam ağaçlarının yeşilliği önünde, tertemiz deniziyle cennetten bir köşeydi burası. Burada köylüler tarafından büfe, tuvalet, duş ve şezlong hizmeti de veriliyor. Denizin suyu biraz serin olmasına rağmen çocuklar sudan çıkmadı. Sudan her çıkışta bir ağıt bir figan koptu. Sahili bu güne kadar gördüğüm en temiz sahillerden biriydi ve deniz suyu çok berraktı.


Köyün limanına sabahları büyük balıkçı tekneleri geliyor. Bu limana gidip taze balık alma şansına sahipsiniz. Bizim kaldığımız süre içinde denk gelmedi. Bir sabah geç kalmışız diğer iki gün de balıkçı teknesi gelmedi.


3 günün sonunda tanıştığımız insanlarla helalleşip dönüş yoluna koyulduk. Vapur saati gelene kadar Gökçeada’nın merkezini gezdik. El yapımı sabunlar, dibek kahvesi, dolaba yapıştırmak için magnet ve adanın meşhur kurabiyesi olan bademli kurabiyeden aldık. Sabah vakti olduğu için meşhur sakızlı dondurmadan yiyemedik maalesef. Artık bir dahaki sefere. 


Şimdiden gelecek yaz için incir vaktine planlar yapıyoruz. Bu kez sadece Uğurlu Köyü’nde vakit geçirebildik. Ama gelecek yıl Gökçeada’nın bütün köylerini ve sahillerini gezme hayaline başladık bile.


Evet, 5 yıldızlı, açık büfeli, animasyonlu, su kaydıraklı ya da havuzlu bir tatil imkanı sunmuyor Gökçeada. Ama sakinliği, huzuru, çocukların çocukluğunu yaşayabileceği, taze sebze ve meyve yemeyi, hoş muhabbetler etmeyi ve yeni insanlar kazanmayı seriyor önünüze. Tertemiz havası ve sahilleri de bonusu… 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...